GELENEK ve GÖRENEKLER
EVLİLİK
TÖRENLERİ
EVLENME ÇAĞI :
Eskiden (hala bazı köylerde)
evlenme çağına gelen genç, evlenmek istediğini
genellikle örf, adet ve geleneklerine
bağlılığı, anne ve babaya olan hürmeti gibi sebeplerden dolayı
ebeveynlerine söyleyemez, Ancak bu
durumu çeşitli olaylarla ve hareketlerle anlatırdı. Ağzına
kadar dolu su bardağını dökmeden getirmek, ayakkabı çakmak, pilava kaşık
saplamak ve ayakkabıya su
doldurmak gibi hareketler yörede en meşhur olan adetlerdi.
Baba su istediğinde evlenmek isteyen genç bardağı
silme doldurur ve dökmeden babasına ikram eder ki bu delikanlının artık
evlenebilecek çağa geldiğinin en kibar işareti idi. Babanın ayakkabısını
eşiğe çakmak (biraz saf gençlerin yaptığı hareket) , yemekte anne ve babadan birinin veya ikisinin de bulunduğu
sofrada kaşığı pilava batırıp gitmek ve babanın ayakkabısını su ile
doldurmak gibi asi hareketleri yapmak eskiden evlenmek isteyen gençlerin yaptığı
geleneksel ilginç denilebilecek hareketlerdi.
DÜNÜRLÜK: (Kız istemesi)
Tanışarak veya görücü usulü ile yapılan dünürlüklerde;
"Allah’ın emri Peygamberin
kavli ile kızınızı oğlumuza istemeye geldik.” şeklinde başlayan
ilk kız isteme olayı, kız evinin; ”Büyüklerimiz
var onlara danışalım.” şeklinde verdikleri cevabı ile başlardı. Kız
da istekli değilse tatsız kahve,
istekliyse tatlı kahve ikram
ederek durumunu anlatmaya gayret ederdi. Dünürlüğe gelenlere ev çıkışında
misafir ağırlamak için söylenen “Yine
gelin, yine buyurun.” gibi deyimler dünürlere ümit vermek anlamına
geldiğinden genellikle söylenmez, dünürler ikinci kez geldiklerinde
“evet” denilecekse, güler yüz tatlı dille sohbet edilir, dünürlerin
ayakkabıları çevrilir, ”Nasipse
olur.” denilerek misafirler uğurlanırdı. Dünürlerin üçüncü defa
gelişlerinde genellikle söz kesilirdi.
SÖZ KESİMİ :
Söz kesiminin diğer adı da küçük nişandır. Söz kesiminde en önemli gaye iki ailenin birbirlerini daha iyi tanımalarını sağlamaktır. Yakın akraba ve çok
samimi dostların katılımıyla gerçekleşen törende, öncelikle kız
evinin istekleri ve damat evinin dilekleri konuşulur. Her ne kadar iki aile
birbirleriyle samimiyet kuramamış olsalar da; gelin adayı ve arkadaşları
samimiyet ifadesi olarak ilk şakaları damat adayına yaparlar.
Damada tuzlu kahve veya tuzlu çay ikram edilir. Bazı damatlar işi pişkinliğe vurarak “tuzu az olmuş biraz daha tuz katın” diyerek içeceği geriye gönderirler. Bazıları ise ezilir, büzülür, terler, hatta olayı daha önceden bilmedikleri için "hatayla tuz konmuştur, nişanlımı utandırmayayım” düşüncesiyle tuzlu kahve veya çayı içerler.
(Söz
kesimi gelenekleri eskiden olduğu gibi bugün de devam etmektedir.)
NİŞAN :
Söz kesilip küçük nişan yapıldıktan sonra, kız evinin (gelin adayı) istekleri öğrenilir.Damadın akrabaları,samimi dostları, köylerde tüm köylü, nişan için ilan edilen günde kız evine giderler.
Köylerde genellikle köy muhtarının da bulunduğu nişan töreninde, damat evi tarafından gelin adayına takılacak takıların muhtar tarafından tespiti yapılır.
Damadın akrabaları ve yakın arkadaşları takılarını takarlar.Köylerde damat tarafından getirilen çay ve kahve; tüm köy erkeklerine ikram edilir. Erkeklerin görevi sona ermiştir.Kız evinden çıkılırken ev çıkışına gelinince, damadın babasının, yakın akrabalarının ve samimi olduğu arkadaşlarından bazılarının ayakkabıları saklanmıştır. Saklanan ayakkabıların bulunması için ayakkabıları saklayan kız evinin çocukları bahşişlerini alır ve ayakkabılar bulunur.
Köy
kadınları, kendi aralarında eğlenerek geline hediyelerini
takarlar. İlçe merkezinde ve bazı köylerde ise nişan töreni erkek ve kadınların
müştereken katıldığı merasimle yapılır. Nişanlı gençlerin yüzük
kurdeleleri ağzı laf yapan ve makamca iyi mevkide olan kişilerce kesilir.
Eskiden olduğu gibi, şimdi de bazı gençler nişan kurdelelerinden
kestikleri parçaları saklayarak nişanlanma sırasının kendilerine gelmesi
dileğinde bulunurlar. Gelin ve damadın takıları davetliler huzurunda anons edilerek takılır.
GÖRÜMLÜK :
Köy dilindeki adı adettir. Nişandan sonra, sadece kadınlar tarafından gündüz yapılan, akrabaların ve aile dostlarının takılarını taktıkları eğlencedir.
Görümlük bittikten
sonra damat ve gelin taraflarının kadınları özel olarak süslenmiş içleri
yiyecek ve hediye dolu sinileri başlarında taşıyarak birbirlerine götürürler.
Görümlük günü,
yabandan alınacak gelinlerde, kız tarafı gençleri ile ayak
bastı pazarlığı yapılır. Ayak bastı köy gençliğinin temsilcisi
olan Delikanlı Başı tarafından gençlik yararına kullanılmak üzere
istenen toprak bastı parasıdır.
ÇEYİZ ASMA :
Düğünden birkaç gün önce damat ve akrabaları, gelin kızın çeyiz eşyalarını almak üzere kız evine giderler. Çeyiz eşyaları arabalara taşınır, ancak çeyiz sandığının üzerine gelinin yengesi oturur; damadın bahşiş vermesini bekler. Gelinin yengesi bahşişi aldıktan sonra sandığı verir. Düğün evine taşınan çeyiz eşyaları, gelinin arkadaşları tarafından, özel bir model ile yerleştirilir. Çeyiz asan kızlara (çeyizcilere) damat çerez gibi çeşitli yiyecekler alır.
Damadın hem el becerisini
ölçmek, hem de çeyizin düzenlenebilmesi için duvarlara çakılması
gereken çiviler damada çaktırılır. Çeyiz düzme işleri bittikten sonra,
damada çeyiz gezdirilir. Bu esnada bir punduna getirilip, bahşiş almak için
gelinin arkadaşları tarafından damat çeyizin asıldığı odaya kilitlenir.
TEL KESME :
Kına gecesinden bir gece evvel çeyizin asıldığı
gecede damadın kadın akrabalarının toplanarak yaptıkları eğlencedir. Bu
gece damadın kadın akrabaları; kına gecesi düğün işleri ile meşgul
olacağı, dolaysıyla ellerine kına yakamayacağı ve eğlenemeyeceği
için ellerine kınaların yakıldığı ve eğlencelerin yapıldığı
gecedir. Bu gece eskiden yakın akrabalara davetiye yerine gönderilen,
gelinlere süs olarak takılan gelin telleri kesilerek hazırlanır ve tüm yakın akrabalara dağıtılır.
KINA GECESİ :
Kına geceleri, nişan törenlerinde olduğu gibi, köylerde
sadece kadınların, ilçe merkezinde ve bazı köylerde ise erkekler ile kadınların
topluca eğlenmeleriyle başlar.
Takı ve çekiler (gelin ve damada verilen hediyeler)
bazı köylerde yüksek bir yere çıkan, sesi gür, ağzı laf yapan bir
kadın “Hakının! Bu
kocaman tepsi filan yengesininmiş.” gibi abartılı anonslarla başlar.(hakının=bakınız) Çekı
çeken kadın, arada" Fadime teyzesi kendi gibi güzel hediye almış" gibi
bazı şakalar yapar. Kadınlar, kendi aralarında “aa bak bak yengesi ne güzel marhma (baş
örtüsü) örttü, bak bak damadın ablasının zıbınlığına” diye
fısıldaşırken, damadın ve gelinin yengeleri pür dikkat kim ne hediye
verdi, diye çok
iyi izlerler.(Yeni düğünlerde bu tesbit işi kamerayla yapılıyor.)
Takı olayı bittikten sonra, kızın arkadaşları topluca gelin evine giderler ve geceye adını veren kına yakma töreni başlar. Kınada kullanılmak üzere kız tarafından hazırlanan, kınalı elleri sarma kumaşları gelir. Gelin abdestini alır ve Kıbleye doğru dönerek oturur. Işıklar söner, içinde kına karılmış süslü kına tepsisi üzerinde yanan mumlarla, gelinin oturmakta olduğu yere getirilir. Bazı yörelerimizde ise kaynana gelmeden gelin elini açmaz ellerine ve ayaklarına kına yaktırmaz. Kınayı yalnızca kızlar yakar. Evli veya dul olan kadınların kına yakması uğursuzluk getirir gibi batıl inanç yüzünden hoş karşılanmaz. Kına yakmaya önce sağ elden başlanır. Kına yakılırken sesi (avazı) güzel olan herkes kına türküleri söyler.
KINA TÜRKÜLERİ
Anası anası kızın anası,
Kızınız bu gece,
Misafir size,
Yarınki gece,
Eller evine.
Ablası ablası kızın ablası,
Kızınız bu gece,
Misafir size,
Yarınki gece,
Eller evine...
Veya;
Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar,
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler,
Annesinin bir tanesini hor görmesinler,
Uçanda kuşlara malum olsun,
Ben annemi özledim,
Hem annemi hem babamı,
Ben köyümü özledim.
Babamın bir atı olsa uçsa da gelse,
Annemin yelkeni olsa binse de gelse,
Kardeşlerim yollarını bilse de gelse,
Uçanda kuşlara malum olsun,
Ben annemi özledim,
Hem annemi hem babamı,
Ben köyümü özledim.
Gibi anne, baba ve akraba hasretini anlatan gelini
ve akrabalarını ağlatmak gayeli türküler söylenerek, kına yakma işleri
bitirilir. Gelinin hazırladığı ipek mendillerle veya özel kumaşlarla,
eller sarıp sarmalanırken mendillerin arasına sabahleyin gelinin ellerini
çözecek olana bahşiş olarak kaynana tarafından konan para sarılır.
Kına yakma işleri bittikten sonra, gelinin kız
arkadaşları kız yanından ayrılmazlar. O gece sabaha kadar gelini
uyutmazlar. Gelinin evindeki son gecesinde beraber kalırlar, damat beyin aldığı
çerezleri yerler. Kınalı elleri sarılı olduğu için geline gece yemeğini
çok samimi olduğu bir arkadaşı yedirir.
DÜĞÜN (Güncel)
:
Düğün cemiyetleri daha önceden anlaşma yapılan
aşçılar tarafından yemeklerin hazırlanması ile başlar. Davetiyede
belirtilen saatte gelmeye başlayan misafirleri, damadın arkadaşları ve
akrabaları pür dikkat ağırlarlar. Bu arada damadın akrabaları, bilhassa köylerde
kendi elleriyle gelin arabasını süslerler. Bir yanda yemek, bir yanda gelin
arabası hazırlanırken Camide mevlit okunur ve öğle namazını müteakip,
tüm akraba, dost, arkadaş ve köylüler damadın evinin önünde toplanırlar.
Tatlı telaş gelin alma hazırlığı başlar.
Arabalar sıraya dizilir. Hacı marhması
baş örtüleri, altıparmak ve birman
denilen basmadan dikilmiş, aynı kıyafetleri giyen damadın çok yakın bayan
akrabalarından oluşan dünürüşler,
acele bir şekilde gelin arabasına binerler ve tekbir sesleriyle yola çıkılır.
Allahü ekber, Allahü ekber,
La ilahe illallahü vallahü ekber,
Allahü ekber, velillahil hamd.
Tekbir sesleriyle kız evine varılır. Gelinin babası
veya onun temsilcisi olan yakın akrabalar misafirleri dışarıda karşılarlar.
Gelin alma konvoyu ile getirilen Türk Bayrağı, o köyün veya mahallenin gençlerinden
birine teslim edilir. Hoş geldiniz töreni de bittikten sonra gelinin hazır
olduğu haberi gelir. O anda dışarıda olan gelinin akrabaları içeriye
girerler. Herkes gelinle helallaşır, genellikle geline para verirler. O sırada
gelin yanında olan yengeye paraları verir. Helallaşma bittikten sonra,
gelinin babası veya dedesi gittiği evde gayretli ve çalışkan olması için
kızlarına kırmızı gayret kuşağını
bağlar. Dinine bağlı olması için Kuran'ı Kerim, bereketli olması için ise ekmek verir. Baba veya dede kızını, gelin arabasına kadar
eliyle götürür ve arabaya bindirir.
Bayrak geriye verilir, gelin alayı (konvoy)
yola çıkar. Gelinin, gelin arabasına bindiği müjdesi damat evine gitmiştir.
Gelin alayının köyden veya mahalleden ayrılışı anında bazı yerlerde
hala uygulanan cılk yumurta atmak, yol
keserek bahşiş almak gibi bazı ananelere riayet edilerek konvoy;
korna, silah ve tekbir sesleriyle damat evine kadar gelir.
Konvoydakiler ve misafirler toplanır. İmam tarafından
vatana ve millete hayırlı evlatların yetiştirilmesi, düğünün hayırlı
olması şeklindeki duadan sonra alkışlar, silah sesleri ve kaynananın
davetlilerin üzerine serptiği şeker ve bozuk para sesleri arasında, gelin
arabadan damat tarafından indirilerek çeyiz odasına götürülür.
Damat, çeyiz odasına giren geline "hoş
geldin" der elini öptürür.
Gelinin el öpmesi evin reisinin erkek olduğunun kabulü
anlamına gelir. Damat ve gelin için örf ve adetlere göre hazırlanmış
özel şerbeti yenge ikram eder. Şerbeti içen damat, dışarıda
kendisini bekleyen davetlilerin yanına çıkar ve "hoş geldiniz"
der. Hoca yeniden bir dua yapar. Damat orada bulunan davetliler tarafından
tebrik edilir.
Bu arada, gelin hanım kız arkadaşları tarafından
çeyiz odasından dışarıya çıkarılır ve bayanlar kendi aralarında eğlence
tertip ederler. Görümlük ve kına gecesinde takılarını takamayan dost ve
akrabalar bu eğlence anında takılarını takarak ayrılırlar.
Düğün telaşı bitmiş, misafirler uğurlanmıştır. Damadın çok yakın akraba ve arkadaşları ile gelin tarafından yalnız gelin hanımın yengesi kalmıştır. Damat yatsı namazına akrabalarıyla ve arkadaşlarıyla gider. Namaz kılınır, tekbir sesleriyle düğün evine varılır. İmam tarafından yapılan duadan sonra damat kaçamazsa yumruklanarak gelinin yanına uğurlanır. Köylerde ve ilçede hala geçerli olan evin reisinin erkek olduğunun ikinci ispatı olan içi su dolu tası damat ayağını vurarak devirir. Eski yıllardan beri köylerde ve ilçede uygulaması devam eden, konuşmayan, yüzü örtülü olan geline konuşması ve yüzünü açması için bahşiş (yüz görümlüğü) verilerek gelin konuşturulur. Kız evinde hazırlanmış olan tavuk ve börek gelin ve damat tarafından yendikten sonra iki rekat şükür namazı kılınarak düğün törenleri bitirilir.
DÜĞÜN (Çalgılı):
DUVAK :
Duvak silkme: Gerdek gecesi denilen ilk gecenin sabahında yapılan bir adettir. Bu adet de bazı adetler gibi tarihe karışmakla beraber, günümüzde az da olsa devam etmektedir.
Gelin hanım, sabahleyin kalkmış ve gelinliğini yeniden giymiştir. Düğün evi tarafından bir tas içerisine hazırlanan pamuk çiğidi ve aşurelik buğday, koyun postunun üzerine oturmuş olan gelinin başından aşağıya doğru dökülür. Bu adetin amacı, gelinin uslu olması, tüm günahlardan arınması ve gelinin eve bereket getirmesidir. Bu adete gelin ve damat akrabaları ve komşuları çağrılır.
Duvak gününe katılanlara örtü
gibi çeşitli hediyeler verilir ve ikramlar yapılır. Bir süre eğlendikten
sonra, bu adet dua yapılarak sona erer.
GELİN GEZDİRME :
Yeni evlenen gençlere akraba, arkadaş ve dostlarını
tanıtmak üzere düğünü takip eden kış aylarında (işin az olduğu zaman)
misafirliğe gitmeleridir. Gelin, misafir kaldıkları ev insanlarına akrabalık
ve dostluk derecelerine göre çeşitli
hediyeler verir.
DOĞUM
GÖBEK ADI :
Türk ve İslam toplumlarında olduğu gibi ilçede
de yeni doğan bebeklerde göbek kordonunun kesilmesi anında bir ad verilir.
Anne karnında etene dışındaki organlarla ilişkiyi sağlayan, bebeğin
hayati işlevlerini idame ettirebilmesi görevini yerine getiren göbek
kordunudur. Bu kordonun doğumun akabinde ebe tarafından 5 Cm uzunlukta
kesilmesi anında yöre törelerine göre bebeğe verilen isime göbek
adı denmektedir.
GÖBEK BAĞI :
Bebeğin ebe tarafından kesilen göbek kordonundan
kalan ve kuruyarak düşen göbek bağı,
çocuk büyüdüğünde nereye bağlı olması istenirse oraya bırakılır. İslama
inanan insanlar erkek çocuklarının göbek bağlarını; genelde camilere bırakarak
dinine ve camiye bağlı olmasını, kız çocuklarının göbek bağlarını
ise; evlerin içlerine bırakarak evine bağlı olması isterler.
KULAĞA EZAN OKUMA :
Dini inançlara göre yeni doğan
çocuklara göbek kesilmesi anında verilen göbek isminden sonra
genellikle bir namaz vaktinde sağ kulağına Ezan-ı
Muhammediyye sol kulağına da Sala
okunarak esas adını kulağına üç kez söylenir. Sülalenin en yaşlısı
tarafından konan kişinin bir ömür boyu kullanacağı bu ismin genellikle
ananelere, törelere, geleneklere
ve kanunlara ters düşmeyen islami bir isim olması arzu edilir..
BAYRAK DİKMEK :
Yeni doğan kız çocuklarının ebeveynlerine, erkek
çocuğu olan yakın arkadaşları tarafından uygulanan şakayla karışık
gelenek. Beşik kertme denilen nişanlama
türüne benzeyen bayrak dikme,
"sizin kızınız var, bizimde oğlumuz, sizin kızınız bizim oğlumuza
layıktır. Biz bayrağı dikiyoruz." kızınızı oğlumuza gelin alacağız
anlamına gelen yarı şaka yarı ciddi anane.
AKİKA KURBANI :
Çocuk nimetine karşılık, Allahü tealaya
şükr etmek niyeti ile hayvan kesmektir. Çocuğa nafaka vermesi vacip olan
kimsenin yedinci günü bebeğin başını kazıyıp, saçının
ağırlığı kadar, erkek için altın veya gümüş, kız için gümüş
sadaka vermesi ve kurban olma özelliklerini taşıyan, akika
kurbanı kesmesi sekilinde Hanefi, Maliki, Hambeli ve Şafii mezheplerine göre,
yörede yapılan uygulama.
KIRKLAMA :
İslami inançlara göre loğusa devrinin bitimi olarak kabul edilen kırkıncı günde bebeğin ve annenin özel törenle yıkanması. Yeni doğan bebeğin kırkıncı gününde vücudun en çok terleyen ve koku yapan koltuk altı, boyun, parmak araları ayak kıvrımları gibi yerlerinin tuzlanarak pişirilmesi ve tüm vücudun tuzla ovulması şeklinde uygulanan gelenek.
KIRK UÇURMA :
Bebek kırklanmış olduğu için akraba arkadaş ve
dost çevresinin görmesinde, bebeğin dışarıda gezdirilmesinde hiç bir
mahsur kalmamıştır. Annenin bebeğini misafirliğe götürdüğü, bilhassa
akrabalarının evlerinde, bebeğe mendile sarılmış kaynamış yumurta gibi
hediyeler verilmesine kırk uçurma
denir.
SÜNNET
TÖRENLERİ
SÜNNET KIYAFETİ :
Sünnet olma çağına gelen çocuklara, çocuk
ruhundan anlamayan bazı kişilerce sünnet olma hususunda onları korkutan yanlış
bilgiler verilir. Daha önce bazı sünnet törenlerini izleyen çocuk sünnet
çocuğunun kıyafetine, ata binişine, takılarına ve silah atışına özenir.
O güne kadar takım elbise giymemiş olan çocuk,
ebeveynleriyle birlikte düğünden önce aldıkları büyük insanlara özgü
giysi olarak kabul ettiği elbiseyi, giyeceği günü dört gözle bekler. Sünnet
kıyafeti sayesinde sünnet olma hevesi bir kat daha artar.
KINA YAKMA :
Kadınlara özgü eğlencelerin yapıldığı gecede
onca kadın arasında yalnız sünnet çocuğu vardır. Işıklar söner tepsi içinde
ortasında mumlar yanan kına gelir. Sünnet çocuğunun Avuç içine, İşaret ve baş parmaklarına kına yakılır, annesi,
ablası veya teyzesi tarafından hazırlanmış özel mendillerle avucuna para
konarak elleri sarılır Bazı köylerde de sünnet çocuğu daha olgun görünsün
diye kaşları boyanır.
ATA BİNME ve TAKI :
Evlenme düğünlerinde olduğu gibi sünnet düğünlerinde
de, yemekler hazırlanır, davetliler yemeğini yedikten sonra camide veya evde
mevlüd-ü şerif okunarak düğüne başlanır. Sünnet çocuğunun
en büyük hevesi ata binmek ve takılardır. Atla gezdirilen çocuk, atın
dizginlerini tutan çok yakın akrabasına, (dayı,amca) "bırak
dizginleri ben tutayım" diyerek, büyüdüğünü ispatlamaya çalışır.
Sünnet çocuğunun arkadaşlarının hayran bakışları
arsında takıları takılır, sıra attan inmeye gelmiştir. "İnmem"
der direnir. hatta bazı büyükleri"inme"
derler. Neden inmediği sorulduğunda babasının gelmesini ister. Baba, dede,
anne oradadırlar, Çocuk, evi, traktörü, taksiyi veya ailece değerli olan
her hangi bir şeyi sünnet hediyesi olarak ister, kabul edilir. Annesinin
serptiği şeker ve para şıkırtıları ile silah sesleri arasında genellikle
dayısının kucağında, sünnet olacağı odaya kadar götürülür.
SÜNNET :
Sünnetçi gelir
çocuk soyunur. Sünnet dikişli yapılacaksa kan damarlarını bağlama işi
biraz uzun süreceğinden çocuğun acı duymaması için uyuşturucu iğne
vurulur. Dikişsiz sünnetlerde ise uyuşturucu sprey sıkılarak uyuşturucunun
tesir etmesi için gereği kadar
beklenir. Sünnet çocuğu hazırlanır. İlçede sünnetlerde çocuğu
genellikle amca veya dayı tutar. Bazı yörelerde bu görevi yapan
kişinin adı kirvedir. Hatta
çocuk için kirve ikinci baba gibidir. Bazen teyze, bazen hala veya yaşlı kadınlar
ellerinde (hurafe gelenek) oklava yuvarlar, sünnet çocuğu tekse eş olsun
diye amca veya dayı müjde sesiyle birlikte horoz kesmek için hazır bekler.
Her şey hazırdır, sünnetçi hazırdır,
ve tekbir başlar.
Allah-ü
ekber, Allah-ü ekber,
Lailahe illallah,
Hüvalla hü ekber,
Allahü ekber,
(müjde, müjde sesleri arasında tekbir devam eder)
Velilla hil hamd.
Sünnet olma işi bitmiştir. Anne, baba yakın akrabalar delikanlının başına gelir ona yeni hediyeler verilir, hatıra
resimler çekilir. Sünnetçi son pansumanını yapar ve düğün biter.
ÖZEL GÜNLER
HIDRELLEZ PİLAVLARI :
Yeşillik günü (Ruz-i Hızır) günü anlamına
gelen, kasım günlerinin sonu, yılın ortası sayılan Hıdrellezin 1. günü
(6 Mayıs) ve daha sonraki günlerde verilen pilav.
İnsanların bir araya gelerek muhabbet ve hürmet duyguları içinde
sohbet ederek hoşça vakit geçirmelerine; hürmet ve ikramda bulunarak aralarındaki
dostluk ve kardeşlik bağlarının kuvvetlendirilmesine vesile olan pilav
ikramlarının, yağmur duasının ve güreşlerin yapıldığı günlerdir.
Eski yıllarda ilçe ve tüm köylerinde yapılan hıdrellez
pilavları ve yağmur duaları; günün özelliklerine uymayan hareketlerin görülmesi
neticesinde, dejenere edildiği kanaatına varılmış, önce yayla köylerinde
daha sonra da ova köylerinde tamamen terk edilmiştir.
PANAYIR :
Her
yıl
10-11-12 Eylül tarihlerinde yapılan Hayvan
ve Emtia Panayırı' nın, halk dilindeki adı; Panayır'
dır. Ekonomisi tarıma dayalı olan ilçe insanının bir yıl boyunca ürettiği
mahsullerini, yetiştirdiği hayvanlarını değerince satması ve kışlık
erzakını tedarik etmesi için kurulmuştur.
1983 Yılına kadar ilçe içerisinde yapılan panayır;
Dr. Ramıs Türkmen' in Belediye başkanlığı döneminde bugün panayırın
yapıldığı çayıra taşınmıştır.
Hayvancılığın azalması ulaşımın kolaylaşması
gibi sebeplerden panayırın özellikleri değişmiş, çadırlarda dansözlerin
oynatıldığı, içki ve kumarın olağan
hale geldiği, dogulcülerin halkacıların geçim kaynağı olan günler şekline
dönüşmüştür.
2001 yılında panayırın ilçe ye maddi ve manevi yönden zarar verdiği görüşü Belediye meclisi tarafından oy birliği ile benimsenerek panayırın kaldırılmasına karar verilmiştir.
SOĞAN ve ÜZÜM FESTİVALİ :
İlk defa 7 Eylül 1994 de Pamukova'nın ilçe oluşunun
yıldönümü kutlamaları kapsamında yer alan Soğan ve Üzüm Festivali,
kaymakam İbrahim Kapaklıkaya'nın gayretleriyle yapılmıştır. Festival çerçevesinde
en iyi soğan ve üzüm yetiştiricilerine çeşitli ödüller verilmiştir.
Çiftçilerin daha iyi ürün yetiştirmesini teşvik
mahiyetinde olan festivalin 1995'te yapılması gereken ikincisinin yapılamamasının
nedeni, festival tarihine yakın tarihlerde Pamukova'da bulunan mühimmat
deposunda meydana gelen elim kaza ve sonuçlarıdır.
ÇİLEK FESTİVALİ
:
26 Haziran 1987 Tarihinde Çilekli (Katırözü) köyünde,
köyün, köyde üretilen çileklerin tanıtılmasına yönelik ve
kaliteli çilek üreticilerini teşvik gayesi ile tertiplenen ilçe tarihindeki
ilk festival.
1. Katırözü çilek festivalinde çilek üreticilerine
verilen ödüllerin, hakkı olanlara verilmediği iddiası, gerekli desteği görmemesi,
dar çerçeve içerisinde tertiplenmesi ve ekonomik sebeplerden dolayı ikincisi
düzenlenmemiştir.
PAMUKOVA GÜREŞLERİ
:
İlk kez 9 Eylül 1989 tarihinde Pamukova'nın ilçe oluşunun yıl dönümünü kutlamak için
yapılmıştır. Geleneksel Pamukova Güreşleri üç sene üst üste düzenlenmiş,
daha sonraları ise halk tarafından fazla ilgi duyulmaması gibi sebeplerden,
bu program bir daha uygulanmamıştır. İlk Geleneksel Pamukova Güreşleri o yılın
kaymakamı olan Mustafa Uysal'ın önderliğinde yapılmıştır.
Bundan çok daha önceki yıllarda ise, Pamukova güreşleri
adı altında Pamukova Spor Kulübü yararına, programsız güreş müsabakaları
tertip edilmişse de bu etkinliklere düzenlilik kazandırılamamıştır. Hatta
o dönemin ünlü baş pehlivanlarından Mehmet Ali Yağcı gibi tanınmış
sporcular da bu müsabakalara katılmıştır.
HACI PİLAVLARI:
Hacı pilavı:
Hacdan dönen hacıların; eş, dost, akraba ve köylülerini davet ederek
onlara ikram ettiği pilavdır.
Bu pilavlarda hacılar tarafından mevlüd’ü şerif
okutulur. Hacca gidenlerin haccının kabul olması, hacca gidemeyenlere de
Allah-u Teala'nın hacca gitmelerini nasip etmesi için dualar yapılır. Davete
gelen misafirler, Kabe'den dönen hacı tarafından kurulan, sallananların günahlarının döküldüğüne
inanılan salıncaklara bindirilir. Davetlilere hacdan getirilen hurma
ve zemzem suyu ikram
edilir.
AŞURE GÜNLERİ :
Nuh Aleyhisselam’ın tufandan kurtulduğu gün
gemide kalan bütün yiyecekleri birbirine karıştırarak yaptığı yemekten,
ilham alınarak, Halk tarafından da en az yedi çeşit nimetin karıştırılıp pişirilerek dağıtıldığı
güne; Aşure günü denir.
Aşure günü:
Muharrem ayının onuncu gününe rastlayan, Yunus Aleyhisselam’ın balık
karnından çıktığı, İbrahim Peygamberin Nemrut’un attığı ateşte
yanmadığı, Yakup Aleyhisselam’ın Hz. Yusuf'a kavuşup gözlerinin açıldığı,
Eyüp Aleyhisselam’ın yaralarının iyileştiği, Hz İsa'nın doğduğu ve
Yahudilerin elinden kurtularak göğe
çıkarıldığı, Musa Aleyhisselam’ın
Kızıldeniz’i yararak geçtiği, Firavun'un Kızıldeniz’de boğulduğu
gündür.
BABAM SULTAN PİLAVI :
İlki 1991 yılı Haziran ayında yapılan
“Geleneksel Babam Sultan Hazretlerini anma günü” nün halk dilindeki adı
Babam Sultan pilavıdır.
Babam Sultan Hazretlerini anma günü programı, dini
sohbet, vaazı nasihat, ilahiler ve Kur-an’ı Kerim Tilaveti ile başlayarak
öğle namazından sonra verilen pilav ikramı ile sona erer.
Muradiye Kültür Vakfı, Pamukova Babam Sultan Şubesi
tarafından tertip edilen Babam Sultan Pilavı, İlçe, İl ve komşu illerden
gelenlerin güne büyük rağbet göstermeleri neticesinde her sene
tekrarlanarak geleneksel hale getirilmiştir.
HÜSEYİNLİ KÖYLÜLER GÜNÜ :
Her yıl Ağustos ayının ikinci
pazar günü İnönü Yaylası'nda
yapılması kararlaştırılan ve ilki 11 Ağustos 1996 tarihinde yapılan özel
gündür.
Köyü tanıtmak, köyden ayrı olan insanların
birbirleriyle kaynaşmasını temin etmek gayesi ile tertiplenen, Kuran-ı Kerim
tilaveti, dini sohbet, pilav ikramı ve spor müsabakaları yapıldığı "Hüseyinli
Köylüler Günü" tüm yöre halkına açık olan Hüseyinli Köylüler
günü maddi imkansızlıklar ve gayesinden sapması gibi sebeplerden dolayı
terkedilmiştir.
ÖKÜZCÜ YATAĞI
ŞENLİKLERİ :
İlki 14 Temmuz 1996 tarihinde Eskiyayla köyünün
kuzeyinde kalan Öküzcü Yatağı adlı çayırda halka açık Eskiyayla köylüleri
tarafından düzenlenen gündür.
Tüm yöre insanlarının davetli olduğu, halkın
birbiriyle tanışması ve kaynaşması gayesini güden bu günde, pilav ikramı,
güreş, çeşitli spor müsabakaları ve şenlikler yapılmakta iken, bu
şenlikler de
KIRANYURT YAYLA AÇILIŞI :
Köyün önemli geçim kaynağı olan hayvanlarını
otlatmak için, yaz aylarını serin ormanlarda ve yaylalarda geçiren
Mesruriye'lilerin, kutladıkları, "Kıranyurt
yaylası açılışı"şenlikleri adını verdikleri gün.
Gençlerin spor müsabakaları yaptığı güreşe
meraklı olanların güreştikleri, Mesruriye'lilerin kendi aralarında düzenledikleri
bu günün, başka gayesi de, değişik yerlerde oturan Mesruriye'li insanların,
birbirleriyle tanışmaları ve kaynaşmalarını temin etmektir.